Yine kalbime işleyen, ruhumu delen, ellerimi tir tir titreten, özgürlüğüme nefes aldığım, sesimin kapıları açtığı yeni heyecanlar içerisindeyim. İşte bu heyecanıma ortak olan kişi bir söz söyledi o gün.
– Hikaye anlatıcılığın da güçlü, hikaye anlatıyormuşsun gibi düşün!
Söylediğinden beri cümle kulaklarımda. Günlük yaşam aktiviteleriyle unutsam da bir sessizlik anında yine duyuyorum. Hikaye anlatmak! Çok yerinde, çok doğru, çok içimde. Üzerinden uzun süre geçmedi ama o cümleyi duyduğumdan beri yaşadıklarımı, bulunduğum ortamları, yaptıklarımı bir hikaye gibi görmeye başladım. Ve bir de uzun süredir hikaye anlatmadığımı fark ettim.
Yazmıyordum bir süredir. Sebepsiz. İlham gelmiyordu 😊 gibi bir şey, hafifletmek istersem eğer.
Şimdi bir hikaye anlatacağım, nereden başlayacağım, nasıl yapacağım bilmiyorum ama bu bir dönüşümün hikayesi. Giderek genişlediğini bedenimde hissettiğim, daha önce olmadığım bir hal olduğu için ara ara beni korkutan ve düşünmeden evime gelmek gibi çünkü içgüdüsel olarak yolu bilmek kadar basit ve tanıdık bir hal. Her şey ne kadar da hızlı değişiyor ile sanki hiçbir şey değişmedi cümlelerinin aynı anda söylendiği bir zaman.
Bir varmış bir yokmuş. Dünyadan çok uzak bir gezegenin bir köyünde saçları iki yandan örgülü, elleri, ayakları, kafası, kulakları ve yüzü dışında vücudunun her yeri cevizinki gibi sert, kahverengi bir kabuktan olan küçük bir kız çocuğu yaşarmış. Gördüğü hiç kimse böyle değilmiş. Bu yüzden nasıl böyle olduğunu hep merak edermiş ama ne kimse ona anlatmış ne de kendisi bulabilmiş. Bu kız çocuğunun en sevdiği oyun seksek oynamakmış. Sabah uyanır uyanmaz kahvaltısını edip taş evinden dışarı oyun oynamaya çıkarmış. Köyde seksek oynamak pek de kolay değilmiş. O çiziyor, rüzgarla, yağmurla çizdikleri kayboluyormuş. O da her seferinde tekrar çiziyormuş. Tabi bir de düz bir taş bulmak kolay olmuyormuş.
Küçük kız yine bir sabah uyanmış, kahvaltısını yapmış ve oynamak için dışarı çıkmış. Bir gece önce durmaksızın yağmur yağdığı için tüm çizdikleri kaybolmuş. Tekrar çizmiş çizgileri. Eğilerek çiziyormuş ve kabuktan vücudunda çizerken ağrıları oluyormuş. Onun için eğilmek, kalmak diğer çocuklar kadar kolay olmuyormuş ama içinden “alıştım nasılsa” diyormuş. Arkadaşları da gelince hemen oynamaya başlamışlar. Hava gri bulutlarla kaplıymış. Sıra ona gelince, taşını atmış ve başlamış oynamaya. Biir, ikii, üç! Ne olduysa o anda olmuş! Tam 5’e sekecekken , ayağındaki tüm güçle vücudunu kaldırmaya çalışsa da nafile, olmamış. Yere düşmüş. Düşerken dizi taşın üstüne gelmiş. Çatlamış. Yerden kalkamıyor ve canı acıyormuş. Arkadaşları koşarak küçük kızın evine gitmişler. Anneannesi ve dedesine haber vermişler. Köyde hastane yokmuş. O yüzden en yakın şehirdeki hastaneye götürmüşler. Küçük kız ameliyattan çıkıp odaya alındığında uyanması için süre geçmesi gerekiyormuş. Anneannesi, dedesi, arkadaşları, komşuları küçük kızın uyanmasını bekliyorlarmış. Bir taraftan da gördükleri manzara karşısında şaşkınca birbirlerine bakıyorlarmış. Küçük kız ameliyata girerken bir hemşirenin işaret parmağını tutmuş ve hiç bırakmamış. Odada uyurken de hala tutuyormuş. Hemşire de hep onunla birlikteymiş. Hemşire canının yandığını görünce ameliyata girerken O’na demiş ki “Şimdi acıyor anlıyorum. Acıyacak ve geçecek merak etme”. Küçük kız uyanmış. Gözlerini açınca yanı başındaki hemşireye bakıp gülümsemiş. Herkes çok sevinmiş. Bir gün daha hastanede kaldıktan sonra köye geri dönmüşler. Küçük kızın bir süre yatarak dinlenmesi ve yürüyebilmesi için iyileşmesi gerekiyormuş. En çok seksek oynayamadığı için üzülüyormuş. O gün ağrısı her zamankinden fazlaymış. Dizine baktığında gözlerine inanamamış. Dizinden başlayan çatlak vücudundaki tüm kabuğu çatlatmaya başlamış. Çatlayan yerlerden damla damla yaş akıyormuş. Acı, şaşkınlık ve sabırla haftalar geçmiş. Bir gün uyandığında kendiliğinden doğrulmuş. Acı, ağrı hissetmiyormuş. Kabuğun yok olduğunu ve kabuğun altında etten kemikten bir vücudu olduğunu görmüş. Sanki şimdiye kadar sırtında bohçayla ağırlık taşıyormuş da bir anda bırakmış gibi hafiflemiş. O zaman hatırlamış “Acıyacak ve geçecek merak etme.”
Koşarak dışarı çıkmış. Vücudu hafif, daha önce hissetmediği kadar esnek! Seksek oynamak için taşını atmış. Hiç bir şey değişmemiş ama her şey değişmiş gibi.
İşte benim anlatacağım hikaye.
Değişiyor mu değişmiyor mu?
Bir hikaye anlatsak mı?
Bir hikaye mi olsak birlikte?