Hayatımda uzun süren bir devir kapanıyor ve bununla birlikte yenilikler başlıyor. Bir süredir veremediğim karar için demek ki zaman bu zamanmış ve anlayacağınız karar verildi.
Bir çok duyguyu aynı anda hissettiğim bir dönem oluyor. Yapabildiğimce kucak açmaya, hissetmeye çalışıyorum her ne kadar bazen zorlayıcı olsa da.
Ve en çok zihnimde dönen soru da “Giden mi olmak zor yoksa kalan mı?” Henüz cevabını bulamadım ama giden veya kalan olmaktan bağımsız cevabını bulduğum bir kısım var ve şimdi bunun kalbimdeki hikayesini anlatacağım. Siz karar verin giden olmak mı yoksa kalan olmak mı daha zor yoksa bir önemi yok mu?
***
Bir varmış bir yokmuş. Göz alabildiğince masmavi deniz gören, tepelerin üzerinde yemyeşil ağaçların arasında 15 haneli bir köyde , gençlik yaşlarındaki 5 çocuktan ikisiymiş Ali ve Zehra. Birlikte yapmışlar evlerinin köşesine astıkları rengarenk rüzgargüllerini. Sırtlarında dolu bir küfenin ağırlığıyla zar zor adım atacak halde olduklarında evden çıkıp rüzgargüllerini, aşağılardaki denizi, dalgaları, yukarıdaki yeşilleri, peribacalarını andıran kayalıkları izlerlermiş.
Oysa her gün tarlada, bazen güneşin yakan sıcağında, bazense rüzgarın tokadında toprağı çapalayıp, olan ürünleri toplar ve küfelere koyarlarmış. Küfeleri sırtlarında eve kadar taşırlarmış ve bu onlara hiç ağır ve zor gelmezmiş.
Bir gün yine sabah gün ağarmadan tarlaya gitmişler. O gün biraz çapa biraz şaşırtmaca biraz da olan ürünleri toplama işleri varmış. Bu da sabah gün ağarmadan gittikleri yerden akşam gün ağardıktan sonra çıkacaklar demekmiş.
Ali, duygusal ama duygularını göstermeyen, değer verdiklerinin iyiliği için elinden gelen çabanın fazlasını gösteren, bazen kendini tutamayıp aklındakileri söyleyiveren, en gergin ortamda bile esprileriyle ortamı yumuşatan biriymiş. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olsa, düşünmeden O’na gidebileceğinizi hissettirirmiş.
Zehra, her durumda O’nun kadar sakin kalamayan, zaman zaman girdiği stresle baş etmekte zorlanabilen, her şey en iyi olsun, herkes huzurlu olsun diye kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilen, kalbi kocaman, hayata tutkularıyla bağlı olan, ağaçların yaprağına, teknelerin direklerine her daim umutla bakabilen, çocuklarla vakit geçirirken dünyaları unutan, toprakla uğraşmayı seven, hayattaki bir sürü şeyi merak eden ve hep soru soran biriymiş.
O gün Zehra’nın bir süredir aklını meşgul eden haber gelmiş. Ali, durumu uzun süredir biliyor, içten içe üzülüyormuş. Bir saat mesafede başka bir köye taşınıyorlarmış, tarlalarını da satıyorlarmış. Zehra artık başka bir köyde okula gidecek, başka arkadaşları olacakmış. Bir süredir net olmayan konu netleştiği için huzurlu, diğer taraftan içi burukmuş. Seneler geçirdiği köyü, tarlaları öylece kalacak belki de başkalarına yuva olacakmış. Neyse ki hemen yarın tanışmıyorlarmış, daha en az 1 ay varmış.
Tarlada çapa yaparken, ağrıyan belini telefona bakmak için doğrultup açtığında görmüş babasından gelen mesajı. Diğer köydeki okula kabul edilmiş. Her ne kadar bazı şeyleri, kişileri bırakıyor olsa da diğer okuldaki öğretmen daha iyiymiş ve O’nun için daha iyi bir eğitim fırsatı olacakmış
Telefondan kafasını kaldırıp gözleriyle Ali’yi aramış. O sırada Ali kendi tarlalarının köşesinde bir ağacın gölgesinde oturmuş, hem dinleniyor hem de etrafı izliyormuş. Zehra koşarak Ali’nin yanına gitmiş ve haberi paylaşmış. Ali dile getirmese de “demek artık oldu” demiş ama bir taraftan da Zehra için seviniyormuş. Sarılmışlar. Sımsıkı.
Zaman geçip taşınma günü gelene kadar, okul, tarla, ev, köydeki küçük sevimli bir kıraathane eksenlerinde hayatlarına devam etmişler. Taşımacılar eşyaları kamyona koymak için geldiğinde tek tek bakmış Zehra. Bazı eşyaları kamyona koymamışlar, bırakmışlar. Çünkü bazıları artık işlevsiz olduğundan yeni köye gitmesine gerek yokmuş. Bazılarını da nereye giderse oraya götürürmüş.
Hepsi yüklenip de kamyona bindiklerinde Ali’yi göremeyinceye kadar arkasına bakmış, el sallamış Zehra. Gözünden yaşlar damla damla akmış, sessizce ağlamış bütün yol boyunca. Ama içinden bildiği şey, iki insan arasında kurulan güçlü bağın asla kopmayacağıymış.
Ali el sallamış, hem mutlu hem buruk dönmüş arkasına. İçinden belki de hiç bir şey eskisi gibi olmayacak ama biz hep görüşmeye devam edeceğiz diye düşünmüş.
Farklı köylerde, benzer hayatlarına devam etmişler. Zehra, kendini yalnız hissettiğinde bahçeye çıkıp rüzgargülüne bakmış. Ali de her rüzgargülü döndüğünde Zehra’yı anımsamış. İletişimleri hiç kesilmemiş. Birlikte şehre inip tiyatroya gitmişler, köylerin modern cafelerinde oturup birbirlerine hayatlarında neler olduğunu anlatmışlar, her fırsatta yüz yüze görüşmüşler.
Aralarındaki derin dostluk artarak sımsıkı devam etmiş.
***
Giden olmak, kalan olmaktan bağımsız bu bir dostluğun yas tutma hikayesi benim için. Çok sevdiğim, senelerdir herkesten çok gördüğüm hayatımdaki bu büyük değişiklik olurken en çok özleyeceğim dostluğun eski haline el sallayabilme hikayesi. Eskiye el sallayabileyim ki yerine yeni maceralar görebilelim, yeni anlar biriktirebilelim, bağları daha da güçlendirebilelim demenin hali.
Dostlar güzeldir, hayat dostlarla daha güzeldir 🙂