Fırtına vardı yine
Yelkenler açık
Ama sanki yetmiyordu
Bir sağa bir sola, batıverecekmiş gibi
Batıp her şey bir bir yok olacakmış gibi
Yelken mi küçüktü, beceremiyor muydu
Hangisiydi
Sımsıkı tutuyordu, her defasında rüzgara karşı yönünü ayarlıyordu
Ellerinde eldiven, siyah, parçalanmıştı
Elleri de paramparça olmuştu
Kanıyordu
Yine de bırakmıyordu halatları
Tek başına, denizen ortasında
Geçen teknelere duyuracak sesi bile kalmamıştı
Beyaz kapüşonlu yağmurluğu, lacivert su geçirmez pantolonu, ayağında kırmızı çizmeleri
Yüzü sarılıydı, rüzgar çoktu
Böyle batıp gitse kimse tanımazdı
Hava kötüydü aslında o gün
Yine de ilerlemişti
Dönebilirdi, elleri kanamadan
Yüreği sızlamadan
Dönmedi
Çünkü dönmek “yakışmazdı”
Öyle öğrenmişti
Elleri acıyordu, kolları güçsüzleşti
Dayanamadı
Kayıverdi elinden halat
O anda sesi çıktıi her zamankinden daha gür
Yelkenleri kapatmayı akıl edebildi, kapattı, motoru çalıştırdı
Rüzgarın hızı azalmıştı
Yanda bir tekne göründü, gördüler, duydular
Yorgunluktan ve acıdan uyuyakalmıştı
Gözünü açtığında limanda teknede sanki bir rüya görmüş gibiydi
Elinin sızısını hissetti
Sarılıydılar
Baktı etrafına, gülümseyen insanlar gördü
Deniz huzurlu, güvenliydi
İşte şimdi güneş doğmuştu!
Sıkı sıkıya tutunduğumuz şeyler. Belki bıraksak su akıp yolunu bulacak ama korkuyoruz çoğu zaman. Ellerimiz kanasa da korkup sözüm ona “güvenli” alanımızda kalmayı seçiyoruz. Gün geçtikçe güvenli alanımızı sağlamlaştırırken madalyonun diğer yüzünde ödediğimiz bedelleri çoğaltıyoruz. Ve günün birinde o bedeller o kadar çoğalıyor ki artık sığamıyorlar yerlerine ve halatlar kayıveriyor elimizden. Belki de çok önce halatları sakince gevşetip, yelkenleri kapatmalı, motoru çalıştırmalı ve yönümüzü değiştirmeliydik. Yapamıyoruz bazen ve yine mi aynı şeyleri yaşıyorum diyoruz. Aynı döngü tekrar ediyor gibi geliyor, belki de gerçekten farklı kişilerle aynı şeyler yaşanıyor. Aynı döngü gibi görünse de oradaki biz öncekilerdeki ile aynı biz değiliz. Tekrar eden bir döngü görünümüne inat daha farkında ve daha farklıyız.
Ve işte hayat bu, bazı şeyler oluyor, çok sert rüzgarlar esiyor, fırtınalar çıkıyor. Yaşarken, içindeyken o fırtına hiç bitmeyecek sanıyoruz ama bitiyor, diniyor. Bazen yolumuzu kaybettiğimizi düşünebiliyoruz ve daha da hızlı koşmaya çabalıyoruz. Ve belki de daha çok kayboluyoruz.
Bazen gerçekten yolumuzu kaybettiğimizi düşündüğümüzde, ellerimizin kanamasını beklemeden daha hızlı koşmak yerine durabilir, halatı sakince bırakabiliriz. Ve sonra denize bakıp , göğe bakıp derin bir nefes alıp, içimizdeki enerjiyi değiştirebiliriz.
Ve tabi ki her birimizin içinde bulunduğu koşullar çok farklı, eşit değil. Sizlere hiç kimseye yüksek pencereden şöyle yapın böyle yapın demek haddim değil. Söylediklerim ve yazdıklarım en çok kendime! Almak istediğiniz de sizin olsun.
Nefes alabilirsin Yeşim!